Hadi!

Düşünüyorum da insanın hayallerini gerçekleştirmesini sağlayan veya onları engelleyen o kadar çok parametre var ki içinden çıkılmaz oluyor bazen. Karmakarışık birçok sonuçtan, sonucu doğuran tek bir nedenlere ulaşmaya çalışmak birçok zaman yorucu ve zor oluyor ama değinmek istediğim bu değil. Üzerinde durup düşünülmesi gereken bir başka şey daha var. O nedeni bulmak gerçekten gerekli mi? sorusu.

Birçoğumuz doğal bir gözlem yeteneğine sahibiz. Bu yüzden etrafımızda olan bir olayı veyahut nesneyi, en ince detayına inerek anlamayı tercih ederiz. Ancak bazı şeylerin üstünden atlamak içinden geçmekten çok daha kolay değil mi?. Hedefimize doğru adım atıyorken tıkandığımızı hissedince, durup bunun nedenine odaklanmak zorunda mıyız?

Yoksa bu bir, öğrenilmiş çaresizlik sendromu mudur? Tam ileri doğru adım atmak gerekirken, “neden adım atamıyorum” sorusu, zaman kaybı mıdır?

Gerçekleştirmek ve deneyimlemek için yanıp tutuştuğumuz bütün hayallerin, odaklanma ve çaba gerektirdiğini hepimiz biliyoruz. Öyleyse neden bunu yapmak yerine, “acaba neden yapamıyorum” veya “nereden başlasam” soruları ile kendimizi meşgul ediyoruz? Kendimizi rahatlatabilmek için milyonlarca metafor üretmemiz mümkün. Örneğin; bir noktadan bir başka noktaya gitmek için her zaman düz bir yolun olmadığını, yokuşlarla ve dönemeçlerle karşılaşmamızın olası olduğunu biliyoruz. Ya da tam tersinin.

Her ne kadar bunun farkında olsak da, “gerçekçilik” hastalığının pençesinde bulabiliyoruz kendimizi. Gerçekçilik ve kötümserlik, o kadar iç içe geçiyor ki yaşantının içinde fena halde karışıyorlar. O zaman gerçek; soğuk, katı, negatif bir biçimde çıkıyor karşımıza. Oysa aynı gerçekliğin içinde elde edilmiş hayaller olduğunu da biliyoruz. Sanatın ta kendisi örneğin… Tüm ruhunuzu saran inanılmaz melodiler, bir zamanlar bestecinin kafasının içindeydi ve ondan başka hiç kimse bunu duyamıyordu. Bunu duyurmaya karar verdiğinde, hayalini tüm evrene haykırmaya karar verdiğinde, notaları alfabe olarak kullanıp kağıda döktüğünde gerçeğe dönüşüverdi hepsi!
Hayat!. Hayat koşullara uyum sağlayarak, istenilenin elde edilebileceği bir serüvendir bana kalırsa. Koşulları yıkmak veya yeniden düzenlemek gerektirmeksizin, var olana bakış açısını değiştirerek hedefe ulaşmak mümkün birçok zaman.

Hadi dürüst olalım; bu dünya, çocukluğumuzdaki dünya ile aynı temelde. Sadece artık biz çocuk değiliz. Aldığımız kararlar yetişkin kararları. Kararların hedefleri de artık eğlenmek değil, hayatta kalmak.
Bu mu yaşamak istediğiniz gerçek dünya? Asık suratlı, yaptığından memnun olamayan, kendine ya da başkasına faydası olmayan minik oyunları kazanmaktan zevk alan biri mi olmak istiyorsunuz? Başkalarının veya sistemin belirlediği sınırların içinde hapsolmak mı tercihiniz?

Aslolan, içinde bulunduğunuz andır. Bir sonraki anın belirleyicisidir. Bir sonraki adımın tamamlayıcısıdır ve GEÇİCİDİR!

Şimdi kalk ve ne yapman gerekiyorsa onu yap!

Bir an için evrende, kendinden başka hiçbir engelin olmadığını düşünsen tembel bir şekilde, artık değiştiremeyeceğin ve yolunu zaten çizmiş olan geçmişe takılıp kalır mıydın? Yoksa sonsuz ihtimallerin önünde yaşanıp gitmesini fırsat bilerek, olmak istediğin bireye dönüşmek için bunu değerlendirir miydin?

Hayallerini senden başka hiç kimsenin gerçekleştiremeyeceğini anla artık!

Hiçbir şey için geç değil! Başlamak için sen olmanın dışında hiçbir ön koşul yok. Sınırsız, engelsiz ve hükmedebileceğin, sadece sana ait bir pencereden bakıyorsun hayata. Şimdi ve sonsuza kadar da bu böyle olacak. Yeter ki bak o pencereden, bak ve aklından geçen notaları haykır!

Karmaşıklaştırma, basitleştir! Basitleştirdikçe özgürleşeceksin. Özgürleştikçe üreteceksin. Ürettikçe, eğleneceksin!
Aldığın her nefeste, yeniden doğduğunu unutma ve artık kendini durdurma. Şimdi akan zamanla birlikte yürümeye başla. Hemde arkana hiç bakmadan…

1 thought on “Hadi!

Yorum Bırak

Mail adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.